
Batı Anadolu’nun en büyük akarsuyu olan Büyük Menderes Nehri, antik dönemlerden bu yana taşıdığı alüvyonlarla verimli ovalar oluşturmuş; ancak zaman zaman meydana gelen taşkınlarla yerleşim alanlarını ve tarım arazilerini de sular altında bırakmıştır. Nehir, binlerce yıldır hem bereketin hem de taşkının kaynağı olmuştur.

Günümüzde yaşanan taşkınların yalnızca iklim değişikliğine bağlı aşırı yağışlardan kaynaklandığını söylemek yeterli değildir. Elbette değişen iklim rejimi yağış karakterini etkilemektedir; ancak insan kaynaklı müdahaleleri de göz ardı etmemek gerekir. Nehir ve dere yataklarında yapılan hatalı düzenlemeler, kurak dönemlerde alınması gereken önlemlerin taşkın sırasına bırakılması, su yataklarındaki devrilmiş ağaç kütüklerinin ve biriken materyallerin temizlenmemesi, havza boyunca taşınan çöplerin köprü ayaklarını tıkaması gibi sorunlar taşkın riskini artırmaktadır.

Bugün Söke Ovası’nın güneyine gidildiğinde, binlerce yıl önceki coğrafi görünümü hatırlatan bir manzarayla karşılaşılmaktadır. Tarlaların bulunduğu alanlar adeta denize dönüşmüş durumdadır. Özellikle Akçakaya, Burunköy ve Bağarası ovaları taşkın sularıyla tamamen kaplanmıştır. Ova, antik çağlarda olduğu gibi yeniden suyla bütünleşmiştir.

Büyük Menderes Nehri’nin tarih boyunca yatak değiştirmesi sonucunda ovanın birçok noktasında kıvrım şeklinde eski nehir yatakları, yani azmaklar oluşmuştur. Bu azmaklar, aşırı yağış ve taşkın dönemlerinde doğal bir rezervuar gibi çalışarak fazla suyu bünyesinde toplar. Böylece taşkının etkisini azaltan doğal tampon alanlar görevi görürler.

Kurak geçen yaz aylarında ise azmaklar bölgenin adeta yaşam sigortasıdır. İçlerinde biriken su yalnızca insanlar için değil, bölgenin zengin biyoçeşitliliği için de hayati önem taşır. Birçok kuş türünün üreme alanı olan, göçmen kuşların konakladığı, Susamuru gibi memelilerin, sürüngenlerin ve sayısız sucul canlının yaşam bulduğu bu alanlar; etraflarını saran kargı ve kamış topluluklarıyla birlikte önemli sulak alan ekosistemleridir.

Ne yazık ki böylesine önemli işlevlere sahip azmakların bazı bölgelerde doldurulduğu, organize sanayi tesislerinin atıklarıyla kirletildiği ve sulak alanların geri dönüşsüz şekilde tahrip edildiği görülmektedir. Oysa bugün yaşanan yoğun yağışlar her yıl tekrarlanmayabilir. Kurak yıllarda hem insanlara hem de yaban yaşamına can verecek olan bu ekosistemler, geleceğimiz açısından vazgeçilmezdir.


Taşkın günlerinde fazla suyu depolayan, kurak günlerde yaşamı ayakta tutan azmaklara sahip çıkalım. Onları korumak, yalnızca doğayı değil, Söke Ovası’nın tarımsal geleceğini ve bölgenin ekolojik dengesini de korumaktır.
EKODOSD – KUŞADASI



