
Bu haftaki etkinliğimiz, Latmos(Beşparmak) Dağları’nın en güzel kaya şekillerinin olduğu, 8 bin yıl öncesinde burada yaşayan bölge tarihinin en eski kaya sanatının örneklerinin görüldüğü, olağanüstü doğal ve kültürel peyzajıyla görenleri hayranlık uyandıran ve bölgenin çok katmanlı tarihinin önemli izlerinden biri olan Çörlenasar Kalesi’nden başladı.Doğal kaya oluşumlarının savunma unsuru olarak değerlendirildiği kalenin; dağ geçitlerini ve vadileri kontrol eden stratejik konumuyla askeri ve güvenlik amaçlı inşa edildiğini yerinde gösterdik.

Türkiye’de doğal yayılış gösteren fıstık çamlarının en yoğun bulunduğu alanların, Kozak Yaylası ile birlikte Aydın ve Muğla sınırları içindeki Latmos bölgesi olduğunu gözlemledik. 20–30 metre yüksekliğindeki ağaçlara hiçbir güvenlik önlemi olmadan tırmanarak kozak düşüren emekçilerin yaşam öykülerini dinledik. Brokoli görünümündeki fıstık çamlarının altında, kayaların arasından süzülen yağmur suları ve kuş sesleri eşliğinde yeşilin farklı tonlarına tanıklık ettiğimiz keyifli bir yürüyüş gerçekleştirdik.
Rota üzerinde, Karya kültürünün önemli örneklerinden biri olan ve ana kayaya oyularak yapılmış bir kaya mezarını inceledik. Bu mezarın, bölgenin antik dönemden günümüze uzanan kültürel sürekliliğinin somut bir göstergesi olduğunu söyledik.

Yapımı tamamlandığında Kuşadası, Söke, Davutlar ve Güzelçamlı’nın içme ve kullanma suyunu karşılayacak baraja su taşıyacak olan Sarıçay’ın, fıstık çamları arasındaki kıvrımlı akışını izledik. Su toplama havzasında sayıları artan maden ocaklarının yaratabileceği tehditleri üyelerimizle paylaştık.
Bölgenin eşsiz doğal ve kültürel peyzajını geri dönülmez biçimde tahrip eden madencilik faaliyetleri yerine; yerel halkın sosyal ve ekonomik gelişimine katkı sağlayacak, doğayla uyumlu ekoturizm çalışmalarının desteklenmesinin çok daha doğru bir yaklaşım olacağını vurguladık. Etkinliğimiz kapsamında bölge halkının ürettiği çam fıstığı, bal, dağ inciri, tereyağı ve çökelek gibi ürünleri satın alarak yerel ekonomiye katkı sunduk.

Bakir bir alanda, devasa gnays kayalarının altında günümüze kadar sağlam biçimde ulaşmış, nadir örneklerden biri olan ahşap vidalı balmumu presini yerinde inceledik. Bu özgün üretim aracının, bölgedeki arıcılık kültürünün kadim geçmişine ışık tuttuğunu, çocukluğunda burada yapılan çalışmaları izleyen Önder Kars’ın anlatımlarıyla; bu presin yalnızca bir üretim aracı değil, kırsal emeğin, dayanışmanın ve doğayla kurulan sürdürülebilir ilişkinin simgesi olduğunu öğrendik. Yüksek kayalıklar üzerine inşa edilmiş kovanlık örneklerinin de arıcılığın yüzyıllar boyunca hem bir geçim kaynağı hem de kültürel bir yaşam biçimi olduğunu gösterdiğini söyledik.

Bakir bir alanda olması nedeniyle yıllardır kaçak kazıcıların uğrak yeri olan Aydın’ın Mazon bölgesindeki önemli antik kenti Amyzon’u ziyaret ettik.
Profesyonel turist rehberi Ayda Su Pusar tarafından kentin geçmişiyle ilgili tapınakta bilgi verildi. Yaklaşık 6 m yüksekliğindeki isodomik bloklarla inşa edilen görkemli duvarlarını, birbirine paralel olarak sıralanan kemerli çatılara sahip ambar olduğu tahmin edilen yer altı odalarını incelendi.
Sit alanı içinde olması dolayısıyla asırlardır ayakta kalan bölge tarihinin sessiz tanığı bir Menengiç ağacını hayranlıkla izledik.

Koçarlı’ya geldiğimizde, ilçe merkezindeki 18. yüzyılda bölgede etkin olan Cihanoğulları ailesi tarafından yaptırılan, kalın taş duvarları ve yüksek yapısıyla dikkat çeken Cihanoğlu Kulesi’ni ziyaret ettik.Yine aynı aile tarafından inşa ettirilen ve Osmanlı taşra mimarisinin seçkin örneklerinden biri olan Cihanoğlu Camii’ni gezerek iç mekan süslemeleri ve mimari özellikleri hakkında bilgi paylaştık.
Doğal ve kültürel mirasın iç içe geçtiği Koçarlı Mazon bölgesi ve Latmos coğrafyasında gerçekleştirdiğimiz bu etkinlikte; koruma-kullanma dengesi gözetilerek gelecek kuşaklara aktarılması gereken değerleri bir kez daha yerinde görmüş olduk.
EKODOSD – KUŞADASI



