
Aydın’ın Söke ilçesine bağlı Çavdar, Güzeltepe ve Karakaya mahalleleri sınırları içinde; 2010-2014 yılları arasında işletme ruhsatı ve işletme izni olmadan, 2014-2024 yılları arasında ise işletme izni bulunmaksızın madencilik faaliyetleri yürütüldüğü gerekçesiyle Çavdar ve Güzeltepe köylüleri tarafından dava açılmıştır. Latmos Platformu’nun hukukçusu Av. Mehmet Çilsal tarafından açılan davanın bilirkişi keşfi bugün gerçekleştirilmiştir.

Alanda yapılan bilirkişi keşfine Söke Muhtarlar Derneği Başkanı ile Karakaya, Güzeltepe, Karacahayıt, Yeşilköy ve Sofular mahalle muhtarları; Aydın, Söke, Kuşadası, Güzelçamlı, Didim-Akbük ve Bodrum’dan gelen sivil toplum örgütleri ile madencilik faaliyetlerinden etkilenen köylerde yaşayan vatandaşlar katılmıştır.
Keşfe katılan herkes, madencilik faaliyetlerinin doğada yarattığı tahribatı yerinde görme fırsatı bulmuştur.

Madencilik faaliyetlerinin yürütüldüğü alanların tam ortasında Taşköprü Vadisi yer almaktadır. Doğal ve kültürel zenginlikleriyle eşsiz özelliklere sahip bu vadinin mutlak korunması gerekirken, ne yazık ki bugün bu muhteşem coğrafyanın çevresi doğada derin yaralar açan maden ocaklarıyla kuşatılmış durumdadır.
Vadinin adını aldığı Taşköprü, kış yağışlarıyla oluşan çavlan dönemlerinde hem insanların hem de yaban hayatının geçişini sağlayan ve antik dönemden günümüze kadar ulaşan önemli bir yapıdır.Latmos (Beşparmak) Dağları’nın kuzeye açılan kapısı niteliğindeki bu bölgenin tarihi yaklaşık 8 bin yıl öncesine kadar uzanmaktadır.
Alman arkeolog Dr. Anneliese Peschlow ve Milet Arkeoloji Müzesi’nin yürüttüğü çalışmalar sonucunda; kuvarstan yapılmış aletler, çok sayıda taş eser, fırınlanmış çanak-çömlek parçaları, küre biçimli ağırsaklar, ok uçları, kemik aletler ve yassı baltacıklar bulunmuş; bu buluntuların Neolitik Dönem’de bölgede yaşayan insanlara ait olduğu ve buradaki mağaranın bir yaşam alanı olarak kullanıldığı belirlenmiştir.
Vadide bulunan kaya sığınaklarında 8 bin yıl öncesine tarihlenen kaya resimleri, kaya kiliselerinde fresk kalıntıları, antik uygarlıklardan kalan savunma yapıları, kaya mezarları ve pınarlar bulunmaktadır. Bilirkişi keşfi sırasında, maden ocağına kadar uzanan antik taş döşeme yolun, açılan çukurlar nedeniyle büyük ölçüde tahrip edildiği de görülmüştür.

Maden ocaklarının yarattığı ürkütücü görüntülerin hemen yanında, doğayla bütünleşmiş bazı eski yerleşim alanları bulunmaktadır. Günümüz teknolojisinden uzak bu yerleşimler, doğayla uyumlu mimarileri ve pitoresk görünümleriyle dikkat çekmektedir.
Zeytin ağaçlarının arasına gizlenmiş bu yerleşimler, maden ocaklarının yarattığı tahribatla büyük bir tezat oluşturmaktadır. Geç Antik Dönem’den Osmanlı Dönemi’ne kadar kesintisiz yaşamın sürdüğü bu alanların büyük bölümü 1970’li yıllardan sonra terk edilmiş; bazı yapılar ise günümüzde yalnızca zeytin hasadı dönemlerinde kullanılmaktadır.
Ana kayalara oyulmuş antik zeytinyağı işliklerinden, Osmanlı döneminde kullanılan taş değirmenlere ve yakın zamana kadar faaliyet gösteren işliklere kadar uzanan zeytin kültürü, bu bölgenin en önemli miraslarından biridir.

Adeta bir açık hava müzesi niteliğindeki bu eşsiz coğrafyada doğa, tarih, yaban hayatı ve geleneksel yaşam iç içe geçmiş durumdadır.
Bölgenin sahip olduğu bu büyük potansiyel, gelecekte gelişebilecek doğa ve kültür turizmi ile hem yöre halkına hem de gelecek nesillere önemli kazanımlar sağlayabilecek niteliktedir.
Ancak tüm bu değerlerin ortasında faaliyet gösteren maden ocakları; doğayı tahrip eden, insan sağlığını olumsuz etkileyen ve geri dönüşü olmayan zararlar yaratan bir tehdit oluşturmaktadır.
Taşköprü Vadisi’nde doğa, tarih ve yaşam bütünlüğünü bozan tek unsur madencilik faaliyetleridir.
Bu nedenle bölgede yürütülen madencilik faaliyetleri durdurulmalı, Taşköprü Vadisi ve çevresi korunmalı ve yöre insanının sosyal ve ekonomik gelişimine katkı sağlayacak sürdürülebilir projeler hayata geçirilmelidir.
EKODOSD – KUŞADASI



