
Kuşadası’nda, zeytinliklerin arasında bulunan evinde yaşayan Oya Açıkalın, balkon camına bir yırtıcı kuşun çarptığını ve hareketsiz kaldığını bildirerek EKODOSD’dan yardım istedi.Kedilerin zarar vermemesi için kuşu geçici olarak bir kafese alan Oya Açıkalın, hangi tür olduğunu bilmedikleri bu kuşun kurtarılması için destek istedi.

Yapılan incelemede kuşun bir Atmaca olduğu belirlendi. Cam çarpmasının etkisiyle sersemleyen kuşun sağlık durumu kontrol edildi ve bir süre gözetim altında tutuldu. Beslenmesi sağlanan atmaca, dinlendikten sonra yeniden değerlendirildi. Uçabilecek durumda olduğu görüldüğünde, beslenebileceği ve yaşamını sürdürebileceği uygun bir doğal alanda yeniden doğaya bırakıldı.
Atmaca, çığlıklar atarak özgürlüğe doğru kanat çırptı.Oya Açıkalın’ın duyarlılığı sayesinde bir yaban hayvanı yeniden özgürlüğüne kavuştu. Bu olay, yaban hayatına karşı gösterilen küçük bir duyarlılığın bile ne kadar değerli olduğunu bir kez daha gösterdi.Atmacalar, doğanın ekolojik dengesinin korunmasında önemli rol oynayan yırtıcı kuşlardır. Başta küçük kuşlar olmak üzere çeşitli hayvanlarla beslenirler. Besin zincirindeki rolleri sayesinde doğal dengenin sürdürülmesine katkı sağlarlar. Onların varlığı, doğal alanların sağlıklı işleyişi açısından da önemlidir.
Kuşadası’nı çevreleyen yeşil kuşakta yaşayan atmacalar ve diğer yaban hayvanları; çevre kirliliği, tarım ilaçları, yaşam alanlarının kaybı ve parçalanması gibi pek çok tehditle karşı karşıyadır.
Bir başka olayda, Kadınlar Denizi Mahallesi’nde bir sitenin içine giren sansar, kapan kafesle yakalandıktan sonra yerleşim alanlarından uzakta uygun bir doğal alana bırakıldı.
Artık Kuşadası’nın merkez mahallelerinde bile yaban hayvanlarıyla karşılaşmak sıradanlaşmaya başladı. Başta yaban domuzları olmak üzere tilki, sansar, porsuk, oklu kirpi, kirpi, sincap, tosbağa ve çeşitli sürüngenler kent yaşamının içinde görülüyor.

Peki, neden?
Bu durumu yalnızca yaban hayvanlarının sayısındaki artışla açıklamak mümkün değil. Doğal yaşam alanlarının daralması, yapılaşmanın kırsal alanlara doğru yayılması, habitatların parçalanması ve insanların yerleşimleriyle doğal alanların giderek iç içe geçmesi, bu karşılaşmaların başlıca nedenleri arasında yer alıyor.
Son yıllarda Kuşadası’nı çevreleyen yeşil kuşağın ve kırsal alanların yapılaşma baskısı altında kaldığı görülüyor. Ormanlar, makilikler, zeytinlikler ve doğal vadiler yalnızca boş araziler değildir. Bunlar, sayısız canlının yaşam alanı; ekolojik bağlantıların, biyolojik çeşitliliğin ve doğal dengenin temel unsurlarıdır.
Doğal alanlar yapılaşmayla parçalandığında yaban hayvanlarının beslenme, barınma ve üreme olanakları azalır. Yaşam alanları daraldıkça insanlarla karşılaşmaları da kaçınılmaz hale gelebilir. Bu karşılaşmalar kimi zaman hayvanların yaralanmasına veya ölmesine, kimi zaman da insanların zarar görmesine neden olabilir.
Bir atmacanın balkona çarpması ya da bir sansarın sitenin içine girmesi, tek başına büyük bir sorunun kanıtı değildir. Ancak bu olaylar, kent ile doğal yaşam arasındaki ilişkinin ve yaban hayvanlarının karşı karşıya olduğu koşulların yeniden düşünülmesi için bir fırsattır.

Kuşadası’nın geleceği planlanırken yalnızca yeni konutlar, yollar ve yapılaşma alanları düşünülmemelidir. Kenti çevreleyen ormanlar, makilikler, zeytinlikler, doğal vadiler ve yaban hayatının geçiş güzergahları da bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
Yerel yönetimlere, ilgili planlama birimlerine ve doğal alanların korunmasından sorumlu kurumlara önemli görevler düşüyor. Yapılaşma kararları alınırken ekolojik etkiler bilimsel verilerle değerlendirilmeli; doğal alanların parçalanmasını önleyecek, yaban hayatının sürekliliğini sağlayacak koruma önlemleri kararlılıkla uygulanmalıdır.
Yaban hayvanlarının kent içinde görülmesini yalnızca bir doğa olayı olarak değerlendirmemeliyiz. Doğal yaşam alanlarımızın ne kadar korunduğunu, yapılaşmanın nereye doğru ilerlediğini ve doğayla nasıl bir gelecek kurduğumuzu da sorgulamalıyız.
Unutmayalım: Doğal alanları korumak, yalnızca yaban hayvanlarını korumak değildir. Aynı zamanda kendi yaşam çevremizi, kentimizin doğal mirasını ve gelecek kuşakların yaşam hakkını korumaktır.

Kuşadası’nın çevresindeki doğal alanları kaybettiğimizde, yalnızca ağaçları ve yeşil manzaraları değil, bu topraklarda bizimle birlikte yaşayan canlıların yuvalarını da kaybederiz.
Doğayı korumak için son ana kadar beklenmemelidir. Kuşadası’nı çevreleyen yeşil kuşağı, kırsal alanları, Samson Dağları’nın ve Millî Parkın çevresindeki doğal yaşam alanlarını koruyacak doğru kararlar mutlaka alınmalıdır.
Çünkü doğal yaşam alanlarını korumak, çocukların ve yaban hayvanlarının da özgürce yaşayabileceği bir gelecek bırakmaktır.
EKODOSD (Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği) KUŞADASI



