“İlyada” adlı destanı yazan İzmir’li kör ozan Homeros, bir zeytin ağacının altına gelerek, arkadaşına destandan parçalar okur. Sonra gümüş renkli zeytin yapraklarına bakarak “yeşil kırma zeytini çok severim” der.
İri zeytin taneleriyle doldurduğu torbasını bir taşın üzerine yayar. Başka bir taşla da torbaya vurur. Kırılan yeşil zeytin tanelerini, yarısına kadar su dolu bir toprak çömleğe aktarır. Sulu zeytine, bir avuç kaya tuzu ekler. Sonrada çömleği zeytinin oyuğuna yerleştirir. “Sonra gelip zeytinleri yeriz” der. Kırma zeytinlerin acısı suya sızar. Daha sonra buraya taze ekmekle gelen Homeros, zeytinleri geniş bir tabağa çıkararak, üzerine zeytinyağı döker. Taze ekmeği zeytinyağına bandıra bandıra zeytinleri yerler. Homeros’tan bu yana aynı gelenek günümüzde de devam etmektedir.
Binlerce yıldır insanoğlunun hayatının içinde var olan zeytin ağacı, birçok uygarlığın geçtiği Kuşadası için ayrı bir önemi vardır. Türkiye’nin ilk rafine zeytinyağı tesisleri İtalyan Cenova’lı Baron Riacazolli tarafından 1930 yılında Kuşadası’nda açılmıştır. Zeytinin çok anlam taşıdığı Kuşadası’nda bir dönemde 975 bin olan zeytin ağacı sayısı, zeytinden daha çok para getiren beton sayesinde 360 bine düşmüştür.
Birçok insanın zeytin ağacının varlığından habersiz olarak yaşadığı günümüzde, Gürsel-Hasan TONBUL çiftine ait zeytinin ve zeytinyağının tarihsel sürecini yaşatan “ Oleatrium Zeytin ve Zeytinyağı tarihi Sergi Alanı” Kuşadası Davutlar Değirmen Çiftliğinde açıldı.
Bolluğun, adaletin, sağlığın, barışın, zaferin, aklın, ölümsüzlüğün, arınmanın ve yeniden doğuşun simgesi olan, fakir toprakların zengin ağacı zeytinin binlerce yıl önce nasıl işlendiği, hangi aletlerin kullanıldığı, nasıl zahmetler çekildiği görsel bir şölenle gelen konuklara sunulmaktadır.
Antik çağdan günümüze kadar, Akdeniz havzasında yaşayan insanlar tarafından en çok saygı gören, çok değerli ve çok yararlı bir ağaç türü olan zeytin, kimi zaman meyvesiyle kimi zaman yağıyla insanlığa sağlık, lezzet ve güzellik vaat etmiş.
Oleatrium’da sergilenen yıllarca büyük emek ve özveriyle toplanan yağ çıkarma düzenekleri, o günler yaşanıyormuş gibi canlandırılmış.
Romalılardan Mısırlılara, Semitlerden Greklere kadar birçok kültürde zeytinyağı önemli bir gıda maddesi olmanın dışında, kandillerde yakılarak geceleri aydınlatmış, yaralara sürülerek şifa olmuş, ciltler onunla ovularak güzelleştirilmiş. Bu sahnelerin Oleatrium’da başarıyla konuklara yansıtıldığı görülmektedir.
12 İon kentinden biri olan Klazomenai kentinde yaşayan İonlar tarafından inşa edilen ve işletilen yeryüzünde bugüne dek açığa çıkarılmış üç gözlü "kesintisiz yağ ayrıştırma" teknolojisini kullanan en eski zeytinyağı işliğinin çalışma ve işleyiş düzeni mükemmel bir şekilde tasarlanarak sergilenmektedir.
Bütün müzelerdeki sergilenen eserler sadece dekoratif amaçla ziyaretçilere sunulmaktadır. Oleatrium’daki bu eserler sergilemekten öte, zeytinyağı üretebilecek şekilde tasarlanarak izleyenleri zaman tüneline sokmaktadır.
Her yanı zeytin ağaçlarıyla dolu olan Beşparmak Dağları’ndaki zeytin köylerine gidildiğinde, tahrip olmuş birçok zeytinyağı işlikleri görülür. Her işliğin yanında mutlaka bir pınar vardır. Pınarsız zeytinyağı işliği olmaz.
Oleatrum’daki antik bir pınar, binlerce yıl öncesini mükemmel bir tasarımla yansıtmış.
Antik devir ticaretinin yapıldığı yıllarda zeytinyağının taşınmasında ve depolanmasında taşıma aracı olarak kullanılan amphoralar Oleatrium’un mahzeninde sergilenmektedir.
Oleatrium aynı zamanda, Zeytinyağını marketteki şişelerde gören ve nasıl üretildiğini bilmeyen bugünkü çocuklar için, görsel bir bilgi hazinesi niteliğinde önemli bir eğitim alanı.
Birçok tarihi eserin atıl bir şekilde tahrip edilerek yok olduğu günümüzde, maddi ve manevi büyük emek harcanarak toplanan bu eserlerin oluşturduğu Oleatrium, gelecek nesillere de ulaşması açısından büyük önem taşımaktadır.
Büyük emekler harcanarak zeytinden yağı çıkarılması, İon Dönemi’nden başlayıp günümüzden 100 yıl öncesine kadar her türlü incelik Oleatrium’da gösterilmiş.
Zeytinyağının yüzyıllardır kullanıldığı Atasporumuz yağlı güreş unutulmamış.
Zeytinin ve zeytinyağının dönemine göre taşıma şekilleri, araçları ve hayvanları Oleatrium’un bahçesinde sergilenmektedir.
Oleatrium’un içinde Değirmen çiftliğinde üretilen ürünlerin satıldığı ziyaretçilerin alışveriş yapabileceği bir satış reyonu oluşturulmuş.
Adına efsaneler yaratılan en kutsal ağaç zeytinin üretim şekillerini gösteren OLEATRIUM Zeytin ve Zeytinyağı Tarihi Sergi Salonu, Kuşadası’na gelen yerli-yabancı konukların mutlaka görmesi gereken çok önemli bir kültür merkezidir.
Kuşadası’nda herkesin gurur duyacağı ve gelen misafirlerini götüreceği bu değerli salonu kazandıran Gürsel ve Hasan TONBUL çiftini kutlarız.
MİTOLOJİDE ZEYTİN
Mitolojide, zeytin ağacının, bilgeliğin Tanrıçası Athena ile Denizler tanrısı Posedion arasında çıkan bir tartışma sonucu yaratıldığı söylenir. Anlaşmazlığa düşen Tanrıça Athena ile Tanrı Posedion Tanrılar tanrısı Zeus’a başvururlar. Zeus, her ikisinin de insanlık için bir hediye yapmasını ve seçimi insanlara bırakmalarını söyler. İnsanlık için en yararlı hediyeyi yapan, haklı bulunacaktır. Denizler Tanrısı Poseidon 3 çatallı mızrağını bir kayalığa dokundurur ve birdenbire bir kaynak suyu belirir ama su tuzludur ve içilecek gibi değildir. Bilgelik Tanrıçası Athena ise eğimli bir yamaçta yeryüzüne dokunur ve oradan bir fidan çıkar. Hızla büyür, her türlü soğuğa, kuraklığa, çetin koşullara dayanır ve hiç ölmez. İnsanlar Athena’nın zeytin ağacının daha yararlı olduğuna karar verir ve Athena yarattığı zeytin ağacı ile Poseidon’u alt eder. Bu yüzden mitolojide zeytin ağacı, Tanrıça Athena’nın armağanı olarak bilinir.



