2000 Yıldır bazı geleneklerin devam ettiği, bacalarıyla ünlü Milas evlerinin en güzel örneklerinin görüldüğü, Ilbıra Dağları’nın eteklerinde zeytin ağaçları arasında kurulmuş olan Eğridere Köyü’ne gittik.
İkiye ayırdığımız grubun bir bölümü zirveye, diğer bölümü de Antik Pidasa’ya doğru yürüyüşe geçti.
Şahinler, atmacalar, orman kuşları, tavşanlar ve domuzların yaşadığı bakir ormanda kuş sesleri arasında yürüdük.
Yöre sakinleri tarafından yangının olmadığı tek bölge dedikleri alanda, sağlıklı bir ekosistemin devam ettiğini ölü orman ağaçlarından anladık.
811 metre olan zirveye çıkış yolu çok dikti. Eski yıllarda bir katırın çıkarken ölmesi sonucu, yöre halkı tarafından “katır öldüren yokuşu” olarak bilinen zirve yolunda, zaman zaman kendini yere atarak dinlenenler oldu.
Parkur boyunca Akdeniz bitki örtüsünün en güzel örneklerini görme fırsatı bulduk. Sandal ağaçları, defneler, kekikler, adaçaylarının her yeri sardığını gördük.
Antik Dönem’de adı Grion olan Ilbıra Dağları’nın zirvesine ulaştığımızda, muhteşem bir manzarayla karşılaştık.

Zirvenin üzerinde taşlık büyük bir tepecik oluşmuş ve etrafını çam ağaçlarının sarmış olduğunu gördük.
Zirvedeki tüm kayaların üzeri yeşil bir halı gibiydi.
Zirvede devasa boyutta çam ağaçlarıyla karşılaştık.
Zirvede bulunan savunma yapılarının adının, Ödemiş civarından gelen bir efenin burada barınmasından dolayı, yöre halkı tarafından Cerit Osman Kalesi olarak adlandırıldığını söyledik.
Yüzey kazılarının yapıldığı antik ören yerinde, sık sık definecilerin ziyaret ettiğini hem yöre halkından dinledik, hem de birçok kaçak kazılardan anladık.
Döneminde Cerit Osman Efe’nin cirit attığı bu dağlarda, günümüzde ise definecilerin cirit attığını öğrendik
.
Buradaki yapılarını düşmanlarından korunmak için yapan uygarlığın, su sorunlarını nasıl çözdüklerini hala içinde su olan antik kuyuyu görünce anladık.
Binlerce yıllık bu eserleri yine doğayla başbaşa bırakarak inişe geçtik.
Sadece kuş seslerinin duyulduğu Grion Dağı’nda, temiz hava ve muhteşem manzaralar yorgunluğumuzu unutturdu.
2. Grubumuz, Antik Pidasa’nın “bahar gelmiş memleketimin burasına” dedirten doğasında, rengarenk çiçeklerin arasında, kısakollu giysileriyle yürüdüler.
Pidasa’da antik eserlerin çoğunu ya defineciler tahrip ederek meydana çıkarmakta, ya da tesadüfen bir pulluğun ucuna takılarak çıkarılmakta olduğunu öğrendik.
“Burada deve yüküyle altın var” dedikodusu, Pidasa’yı definecilerin cazibe merkezi haline getirmiş. Muhteşem şekilde işlenmiş birçok eserin parçalanarak kırıldığını gördük.
Yöre halkı meydanda bulunan eserleri çalmasınlar diye, bahçe evlerinde devşirme olarak kullanmışlar ve sütun gibi birçok bulguyu da bahçe sınırlarına duvar yapmışlar. Ancak defineciler hala altın bulmak umuduyla, kazı çalışmalarına devam ediyormuş.
Günümüzden 2000 yıl önce bölgenin üzümlerinden meşhur Pidasa şarapları yapılıyormuş. Antik Dönem’de bölgede yetiştirilen üzümlerden elde edilen bu şaraplar ihraç edilmekteymiş. Hatta bu yüzden bölgeden Miletos’a kadar özel bir yol bile yapılmış. Antik Dönem’de üzüm sıkılan mermer bir şırnanın, bahçe sürülürken pulluğun ucuna takılmış ve atıl bir şekilde kenarda atıldığını gördük. Şarap kültürünün antik dönemde bu bölgede ne kadar önemli olduğunun bir göstergesi olan bu şırna, belki de bir süre sonra kırılıp, parçalanacaktır. Sapasağlam şekilde bir bahçenin kıyısında atılmış vaziyette duran bu şırnanın korunması için, ilgili kurumların gereğini yapması gerekir.
Eğridere Köyü’nün harika mimarisini inceleyen grubumuz, köyün otantik evlerine hayran kaldılar.
Pidasa’nın tarihte önemli bir anlaşmaya imza attığını, Latmos’la aralarında “DOSTLUK VE KARDEŞLİK ANLAŞMASI” yaptıklarını anlattık. Tesadüfen Kapıkırı Köyü’ne ait yayla evlerinin birinde bulunan
anlaşmanın olduğu yazıtta, Latmos ve Pidasa kentlerinin dini törenlerden, kız alıp vermeye ve mal mülk edinmeye ve savaşlarda ortak hareket edeceklerine dair konuların ayrıntıları yer aldığını söyledik. Anlaşmada “Aralarında evlenme yoluyla akrabalık tesis etmeleri için, hiçbir Latmoslu bir başka Latmosluya kızını vermemeli veya (bir Latmosludan) kız almamalı ve hiçbir Pidasalı bir Pidasalıya da kız vermemeli veya almamalı, altı yıl süreyle Latmoslu Pidasalıya ve Pidasalı Latmosluya kız verip almalı” yazdığını anlattık. Eğridere’lilere sorduğumuzda böyle bir anlaşmadan haberi olmadıklarını, ama anlaşmanın tarafı olan diğer kentin üzerinde yer alan bugünkü Kapıkırı Köyü’nden kız alıp-verdikleri söylediler. 2000 yıllık gelenek günümüz insanları bilmese de hala devam ediyordu.
Bölgede Antik Dönem’de var olan şarap kültürünün, binlerce yıl sonra aynı bölgedeki bu yörük köyünde devam ettiğini yaşlılardan dinledik.
Eğridere Köyü’ndeki bağlardan üretilen üzümlerden, yıllardır beyaz ve kırmızı ev şarabı yapıldığını söylediler. Köyde bağı olan herkesin kilerinde ev şarabı olduğunu öğrendik. Eğridere’liler ev şaraplarından grubumuza da ikram ettiler. Ilbıra Dağları’nın eteğindeki bir dağ köyü, 2000 yıllık bir geleneği devam ettirdiklerinin farkında olmadan, üzümlerini sıkarak şaraplarını yapmaya devam ediyorlar.
Birçok turistik köyün aksine “köşe dönmeyi” bir sokaktan diğerine geçmek olarak algılayan, bilmeselerde binlerce yıllık geçmişe dayanan geleneksel yaşamlarını bozmadan devam ettiren, gelen konuklara bir şey yapamamanın ezikliği içinde misafirperverliklerini en iyi şekilde yansıtan, özgün şiveli Eğridere Köyü umarız hep böyle devam eder.
Geçmişi eskiye dayanan otantik köylerimizi, korunmaya ihtiyacı olan antik ören yerlerimizi araştırmaya ve bu konuda farkındalık yaratmaya devam ediyoruz.



